
Thursday, July 5, 2007
Sehrin coplugunde...

Ekzozlu ruyalar Istanbul
Hani bazi anlar vardir ya bir muzikle gaza gelinen, hadi gozlerini kapa ve Akdeniz’in kiyisinda issiz bir koyda oldugunu hayal et dersin…
Ve bazi sehirler vardir, Istanbul gibi kalabalik, bunaltici, fotografta durdugu gibi durmayan; iste boyle sehirlerde gozler kapatildigi zaman bile fazla uzaklasamazsiniz oldugunuz yerden... Kalabalik o kadar yogun, egzoz kokusu o kadar yakindir ki boyle sehirlerde muhtemelen gozler kapatildiginda bir Akdeniz koyu yerine lagim cukurunun dibinde bulursunuz kendinizi… Affet beni Istanbul ama bunu sana ben yapmadim!
Tuesday, February 20, 2007
Pazartesi Sendromu!

Yani ben olmayan diger herkes…
Pazartesi sendromunun bana karsi galipleri…
Kendimi maglup hissetmemin nedeni de asikar, pazartesine onlardan gec baslamis olmam, onlardan erken uyanabilseydim eger diyelim ki 8’de su an bu modda olmayacaktim muhtelemen.
Hayatimin 21. yili ve sayilarin istatistiksel bir sekilde ortaya dokuldugu bir dersteyim ustune ustluk gunlerden pazartesi ve ben maglup olmusum onlara karsi ve surekli kendimi tekrarliyor olmam da cabasi…
Onlardan farklarim…
Onlar derse gelirken muzigi araba radyosundan dinlerken ben, derse gelirken muzigi kulakliktan dinleyenim dolayisiyla mesafenin getirisiyle gune onlardan gec baslayanim ben…
Peki ya kulagi olmayanlar ya da olup da ondan bir fayda saglayamayanlar...?
Wednesday, January 31, 2007
Je suis perdu!

"Tu parles anglais?"
Dalga mi geciyorsun kardesim diye bagiriyorum tabi İngilizce, yurdum insani tepkileri hayli zor olsa da baska bir dilde deniyorum elimden geleni… Gulerek yaklasiyor bu sefer Bordeauxlu insan bana ne istiyormusum, soruyor. Talence diyorum nasil gidilir? Gidilmez diyor, yurunmez oraya kadar. Imkansiz. Olur mu kardesim imkansiz insanlar zamaninda Orta Asya’dan bugunku Finlandiya’ya kadar yurumusler imkansizi mi var bunun aradan okyanus mu geciyor, teroristler yolu mu kesmis?! N’apicam o zaman?
Tamam Victoire’a nasil cikarim?
Yanlis yoldasin soyle soyle gideceksin oraya… (Sehri daha iyi ogrendikten sonra fark ediyorum, adam oyle bir zirvalamis ki! Yasamaya deger sekilde kaybolmusum iyiden iyiye…)
Tamam diyorum merci, bonne nuit. Dogrusunu ben biliyorum ya sasmiyorum yoldan biraz onun dedigiyle karisik bir seyler hazirliyorum ortaya, ikinci soldan sapiyorum. Az ilerde 4 genc… 1 kiz, 3 erkek takiliyorlar bizim Taksim gencleri gibi, egleniyorlar… Sesleniyorum…
Baksaniza! Tu parles anglais? Kayboldugumu anlar gibi, “Evet, gel nereye gitmen gerek” diye soruyorlar. Talence? Ya da Victoire? Buradan kurtulsam yeter simdilik… Bizi takip et diyorlar 2’serli guruplara ayriliyorlar birden. Ikisi sagdan baska sokaga sapiyor ve varliklarini unuttugumuz an sicriyorlar yolun ortasina “Puitan puitan!!!” Bagiriyoruz gurupca karsilikli guluyoruz sonra uzun uzun… Bizim genclerden biri gecen ay Turkiye’deymis. Istanbul’a bayilmis digerleri de gormek istiyorlarmis… Ben de yine ayni hikaye: 2 yila evim olacak Istanbul’da gencler gelin davetlisiniz Istanbul’a! Sozler veriliyor ardindan bir faturanin arkasina sehirde canli rock muzik yapilan barlarin listesi hazirlaniyor istegim uzerine. Yurumeye devam… Siz n’aparsiniz? Biz Bordeaux’nun en iyi insanlariyiz diyorlar dalga geciyorlar ama haklari var hatta tum Fransa’nin en muhtesem 4’lusu duruyor karsimda! Fransizlar diyorlar, bizim halkimiz giciktir yol gostermezler, Ingilizce konusmazlar (sonradan anliyorum konusmazlar degil, konusamazlar dogrusu), kendilerini bir halt sanirlar ama degildirler diyorlar sonra ekliyorlar, yazik! Hukuk okuyormus 3’u! Vay be helal size! Sonra duruyoruz: “Eee niye durduk?” Elemanlardan birinin arabasi burada park edilmis. Gel diyor seni ben goturecegim kaldigin yere onlar yola devam edecek biraz daha… Gokten inme herhalde bu cocuklar diyorum yine kendi kendime, fazla iyiler… Yurda kadar sag salim geliyorum sonunda hem de dikiz aynasina asili gecen yilin anilarindan biriyle: Plastik eldiven! Basliyorum gulmeye, n’oluyor niye guluyorum… Arkadasimin bombos dolabinda ici suyla dolu dondurulmus pilsiz vibrator kivamina gelen bir eldiven vardi diyorum sabaha kadar gulmustuk, o da guluyor benimle katila katila… Sonra Istanbul diyoruz, Fransa diyoruz, okyanusmus, deniz anasiymis bunlarin sozde pembesi moru oluyormus buralarda diye ogrenirken variyoruz yurda.
Merci boucoup kardes senden iyisi yok!
Haydi bonne nuit Bordeaux…
Tuesday, January 30, 2007
MADE IN TURKEY

Tam olarak yaptigim sey bu geldigim gunden beri… Aslinda bebekligime donmus bulunuyorum bu sayede. Turk’un akli tuvalette gelir derler ya, sayeden de oyle. Kendime 72 kullanimlik bebek poposu silme bezlerinden aldim. Alkolsuz!
Simdi bu durum aklima 2 sey getiriyor:
Bir taraftan isletmeci kafam calisiyor hizla tuvalette, diyorum ki Avrupa’ya ve ardindan tum dunyaya Avrupa somurgecilik stratejisi uzerinden taharet muslugu mu pazarlasak? Bu 1.
2.si bu adamlarin bu musluk olmadan nasil yasadiklari… Her yerde derinden derinden gelen bok kokusu buna alamet olabilir aslinda diyerek isin icinden cikabilecegim gibi kendi burnumdan da suphe edebilirim. Fakat yine de burnuma bok yapismis olma ihtimalini dusunmek istemiyorum ben. Ikinci bir ihtimal bu insanlarin her tuvaletten sonra dus aldiklari ihtimali ki bu ihtimal burnuma bok yapismis olma ihtimalini daha da guclendiriyor.
Peki, biz bu muslugu nasil icat etmisiz, baskasindan mi calmisiz yoksa tamamiyle tuvalette mi gelmis aklimiza? Taharet muslugunun telif hakları saklanmis mi, bu musluk bir trademark olabilmis mi? Olamamissa korkum Birol Guven’in benden once davranarak bu musluklarin uzerine de MADE IN TURKEY damgasi vurmasi olur cunku…
Simdilik biz kicimizi yikamaya devam edelim ve birakalım bundan habersiz Avrupalilar kirli kiclarıyla hala kendilerini bizden ileri sansinlar… Avrupa Birligi’ne de illa girilecek ise ilk sartim Avrupalilarin kiclarini yıkamaya baslamalaridir.
Sokakta...

14 Eylul persembe gecesi ya da sabaha karsisi, ayırt edemeyecek kadar yorgunum su an… Fransa saati 1.35'i, yurdum saatiyse an itibariyle 2.35’i gosteriyor. Sokaktayim. Ucaktan indigimiz ana geri donelim. Havaalaninda bizi karsilamasi gereken Fransizlar yok… Yerine kendimizi merkez tren garina atmamizi oneren gectigimiz haftayi Istanbul’da geciren genc bir cift var kendimizi zor bela atabildigimiz otobusun icinde.
Merkez tren gari… Simdilik benim icin aydinlatmasi mukemmel ama soguk kara taslardan baska bir sey ifade etmiyor belki bir de esyam olmasa sabahlayabilecegim bir bank…Merkez tren gari… Garin karsisinda evsizler, zenci evsizler, kadın evsizler (ayrimciligin her renginde her cinsinde her halinde evsizler), sahipsiz köpekler, kediler, fareler, fahiseler, rastalilar, deli oldugunu dusundugum Michael Jackson “thriller” videosundan firlamis adamlar, sex-shoplar, porno yayin yaptigini iddia eden fakat yerinde hayaletlerin porndugu duvarlar ve bana dokunmasinlar diye elimdeki haritanin icine yine elimdeki su sisesini sararak esyalarimizin oldugu otele gitmeye calismam, bunu basarmam… Otelde yer olmayisinin ardindan taksiyle 30 Euro’ya an itibariyle odalarimizin kilitli bulundugu Domofrance’e gelip n’apacagimizi anlayamayarak once avluda ardindan yagmurun bastirmasiyla da camasirhanede oturup sacmalamam, iste ne biliyim koka-kola makinesine "Yeni" TL atip icinden dusen Euro madeni haltlarina sevinmem para atmadan bastigimiz halde icinden yuvarlanan kolalar falan…
Bordeaux’nun ilk gecesi iste ya da sabaha karsisi ayırt edemeyecek kadar yorgunum su an…
90'larim
PORNO vs. TEMA
