Wednesday, January 31, 2007

Je suis perdu!


22 Eylul Cuma’nin 23 Eylul sabahina baglandigi gece yarisindayim… Bordeaux sokaklari terkedilmiscesine sakin, karanlik ve serin. Tas binalarin arasindan yakilan coplerin isiklari yukseliyor yer yer… Yon sorabilecegim tek tuk insanlar var yollarda, hadi baslayalim o zaman:
"Tu parles anglais?"

"No, sorry…"
Dalga mi geciyorsun kardesim diye bagiriyorum tabi İngilizce, yurdum insani tepkileri hayli zor olsa da baska bir dilde deniyorum elimden geleni… Gulerek yaklasiyor bu sefer Bordeauxlu insan bana ne istiyormusum, soruyor. Talence diyorum nasil gidilir? Gidilmez diyor, yurunmez oraya kadar. Imkansiz. Olur mu kardesim imkansiz insanlar zamaninda Orta Asya’dan bugunku Finlandiya’ya kadar yurumusler imkansizi mi var bunun aradan okyanus mu geciyor, teroristler yolu mu kesmis?! N’apicam o zaman?
Tamam Victoire’a nasil cikarim?
Yanlis yoldasin soyle soyle gideceksin oraya… (Sehri daha iyi ogrendikten sonra fark ediyorum, adam oyle bir zirvalamis ki! Yasamaya deger sekilde kaybolmusum iyiden iyiye…)
Tamam diyorum merci, bonne nuit. Dogrusunu ben biliyorum ya sasmiyorum yoldan biraz onun dedigiyle karisik bir seyler hazirliyorum ortaya, ikinci soldan sapiyorum. Az ilerde 4 genc… 1 kiz, 3 erkek takiliyorlar bizim Taksim gencleri gibi, egleniyorlar… Sesleniyorum…
Baksaniza! Tu parles anglais? Kayboldugumu anlar gibi, “Evet, gel nereye gitmen gerek” diye soruyorlar. Talence? Ya da Victoire? Buradan kurtulsam yeter simdilik… Bizi takip et diyorlar 2’serli guruplara ayriliyorlar birden. Ikisi sagdan baska sokaga sapiyor ve varliklarini unuttugumuz an sicriyorlar yolun ortasina “Puitan puitan!!!” Bagiriyoruz gurupca karsilikli guluyoruz sonra uzun uzun… Bizim genclerden biri gecen ay Turkiye’deymis. Istanbul’a bayilmis digerleri de gormek istiyorlarmis… Ben de yine ayni hikaye: 2 yila evim olacak Istanbul’da gencler gelin davetlisiniz Istanbul’a! Sozler veriliyor ardindan bir faturanin arkasina sehirde canli rock muzik yapilan barlarin listesi hazirlaniyor istegim uzerine. Yurumeye devam… Siz n’aparsiniz? Biz Bordeaux’nun en iyi insanlariyiz diyorlar dalga geciyorlar ama haklari var hatta tum Fransa’nin en muhtesem 4’lusu duruyor karsimda! Fransizlar diyorlar, bizim halkimiz giciktir yol gostermezler, Ingilizce konusmazlar (sonradan anliyorum konusmazlar degil, konusamazlar dogrusu), kendilerini bir halt sanirlar ama degildirler diyorlar sonra ekliyorlar, yazik! Hukuk okuyormus 3’u! Vay be helal size! Sonra duruyoruz: “Eee niye durduk?” Elemanlardan birinin arabasi burada park edilmis. Gel diyor seni ben goturecegim kaldigin yere onlar yola devam edecek biraz daha… Gokten inme herhalde bu cocuklar diyorum yine kendi kendime, fazla iyiler… Yurda kadar sag salim geliyorum sonunda hem de dikiz aynasina asili gecen yilin anilarindan biriyle: Plastik eldiven! Basliyorum gulmeye, n’oluyor niye guluyorum… Arkadasimin bombos dolabinda ici suyla dolu dondurulmus pilsiz vibrator kivamina gelen bir eldiven vardi diyorum sabaha kadar gulmustuk, o da guluyor benimle katila katila… Sonra Istanbul diyoruz, Fransa diyoruz, okyanusmus, deniz anasiymis bunlarin sozde pembesi moru oluyormus buralarda diye ogrenirken variyoruz yurda.
Merci boucoup kardes senden iyisi yok!
Haydi bonne nuit Bordeaux…

Tuesday, January 30, 2007

MADE IN TURKEY


Taharet muslugu olmadan tuvalete gitmek…
Tam olarak yaptigim sey bu geldigim gunden beri… Aslinda bebekligime donmus bulunuyorum bu sayede. Turk’un akli tuvalette gelir derler ya, sayeden de oyle. Kendime 72 kullanimlik bebek poposu silme bezlerinden aldim. Alkolsuz!
Simdi bu durum aklima 2 sey getiriyor:
Bir taraftan isletmeci kafam calisiyor hizla tuvalette, diyorum ki Avrupa’ya ve ardindan tum dunyaya Avrupa somurgecilik stratejisi uzerinden taharet muslugu mu pazarlasak? Bu 1.
2.si bu adamlarin bu musluk olmadan nasil yasadiklari… Her yerde derinden derinden gelen bok kokusu buna alamet olabilir aslinda diyerek isin icinden cikabilecegim gibi kendi burnumdan da suphe edebilirim. Fakat yine de burnuma bok yapismis olma ihtimalini dusunmek istemiyorum ben. Ikinci bir ihtimal bu insanlarin her tuvaletten sonra dus aldiklari ihtimali ki bu ihtimal burnuma bok yapismis olma ihtimalini daha da guclendiriyor.
Peki, biz bu muslugu nasil icat etmisiz, baskasindan mi calmisiz yoksa tamamiyle tuvalette mi gelmis aklimiza? Taharet muslugunun telif hakları saklanmis mi, bu musluk bir trademark olabilmis mi? Olamamissa korkum Birol Guven’in benden once davranarak bu musluklarin uzerine de MADE IN TURKEY damgasi vurmasi olur cunku…
Simdilik biz kicimizi yikamaya devam edelim ve birakalım bundan habersiz Avrupalilar kirli kiclarıyla hala kendilerini bizden ileri sansinlar… Avrupa Birligi’ne de illa girilecek ise ilk sartim Avrupalilarin kiclarini yıkamaya baslamalaridir.

Sokakta...


14 Eylul persembe gecesi ya da sabaha karsisi, ayırt edemeyecek kadar yorgunum su an… Fransa saati 1.35'i, yurdum saatiyse an itibariyle 2.35’i gosteriyor. Sokaktayim. Ucaktan indigimiz ana geri donelim. Havaalaninda bizi karsilamasi gereken Fransizlar yok… Yerine kendimizi merkez tren garina atmamizi oneren gectigimiz haftayi Istanbul’da geciren genc bir cift var kendimizi zor bela atabildigimiz otobusun icinde.
Merkez tren gari… Simdilik benim icin aydinlatmasi mukemmel ama soguk kara taslardan baska bir sey ifade etmiyor belki bir de esyam olmasa sabahlayabilecegim bir bank…Merkez tren gari… Garin karsisinda evsizler, zenci evsizler, kadın evsizler (ayrimciligin her renginde her cinsinde her halinde evsizler), sahipsiz köpekler, kediler, fareler, fahiseler, rastalilar, deli oldugunu dusundugum Michael Jackson “thriller” videosundan firlamis adamlar, sex-shoplar, porno yayin yaptigini iddia eden fakat yerinde hayaletlerin porndugu duvarlar ve bana dokunmasinlar diye elimdeki haritanin icine yine elimdeki su sisesini sararak esyalarimizin oldugu otele gitmeye calismam, bunu basarmam… Otelde yer olmayisinin ardindan taksiyle 30 Euro’ya an itibariyle odalarimizin kilitli bulundugu Domofrance’e gelip n’apacagimizi anlayamayarak once avluda ardindan yagmurun bastirmasiyla da camasirhanede oturup sacmalamam, iste ne biliyim koka-kola makinesine "Yeni" TL atip icinden dusen Euro madeni haltlarina sevinmem para atmadan bastigimiz halde icinden yuvarlanan kolalar falan…
Bordeaux’nun ilk gecesi iste ya da sabaha karsisi ayırt edemeyecek kadar yorgunum su an…

90'larim

90'larin ilk yilinda henuz 5 yasindaydim ve 80'lerin korkunc kilik kiyafetine gulemeyecek kadar ufaktim... Evde benden buyuk 2 abimin olmasi nedeniyle paso Bon Jovi, GnR ve Cranberries dinlenen bu yillarda uydu sayesinde MTV'yle tanismam 93-94 yillari civarinda oldu. Her saat basi calan ZOMBIE'yi hala hatirlarim ki henuz 8 yasindaydim... Anlamadigim halde izledigim Beavis and Butthead, Turkiye'de kopan ve kendimi umutsuzca kaptirdigimi sandigim pop furyasi, kenan dogulu'nun gunes kolyesi, burak kut'un bilmeden girdigi matrix tripleri, yonca evcimik'in balonlari vapurlari ve daha bi dolu sacmaliklari, tarkan'in berbat duygu somuruleri, serdar ortac'in karabiberi derken (daha fazla devam edemeyecegim) haftada bir, yalniz pazar geceleri yikanmam, yatma saatimin geldigini anladigim Parliemant sinema kulubu secmeleri, televizyonun 6 kanal olup reklamlarla doldugunu sanmasi, 90210 Beverly Hills'in ve noldugunu hic anlayamadigim teleon'un ekrana gelmesi, HBB'deki step ve fitness programlari, Bizimkiler, sizinkiler, bizimcity ve dahasi ilkokul gunlerimin ortaokulla baglanmasi, Aerosmith'i dinlemeye baslayarak zamanla kendi capimda Ben Folds Five, Cardigans, Garbage ve Dave Matthews'u kesfetmem, sehre ilk McDonalds'in acilmasi (ne cesit bir Ozal magduruysam artik...), buyuyunce ne olmak istedigimi dusundugum ve 10 yil sonra hala bulamamis olacagimi bilmedigim gunler, 19 Mayis stadyum gosterilerine katilmamak icin basima gunes gecti numaralarim, sokakta herkesin yanagimdan makas almasina kil olmamin ardindan ergenlik sivilcelerim ve simitci biyiklarim, Nintendo GameBoy ve sonra bu GameBoy'un daha ufagi, hayatimda 3-4 defa gordugum kuzenimin Sega'si, hic bi zaman sahip olamadigim akulu arabam, isyerinden gelen ise yaramaz IBM, Asterix, RedKit, TenTen... varyemez Amca, dark wing duck hey gidi cizgifilmlerim dedigim yillar benim 90'larim... 2000 yilinda buyudugumu sandigimda henuz 15 yasinda olmamla su gun hala buyuyememis olacagimi bilmedigim yillar...
BeettleJuice BeetleJuice BeetleJuice benim 90'larim!!!

PORNO vs. TEMA


TV'den ogrendiklerimiz uzerine...
Vakt-i zamaninda porno arsivlerinin kurcalanmasiyla ortaya cikan Gurgen Belgen fotograflarini hatirlarsiniz kendisi Mustaka Erbogan'la hayatini birlestirerek biz issiz gucsuz TV seyircilerine porno uzerine kurulan bir aileyle de mutlu olunabilecegini gostermisti yapilan dedikodulardan ortaya cikan karbondioksit oranindan telaslanan cift kuresel isinmadan payini alarak collesme muzakerelerini surduren Turkiye'ye yardim olsun diye Atlas Bebek Orman'ini olusturmaya karar vermisler...
Cicek dalinda guzeldir mantigiyla yola cikilan projeye yardimda bulunmak isteyenler 0212 283 7816'yi arayarak, www.tema.org.tr'yi tiklayarak ya da Is Bankasi Levent Subesi 822350 numarali hesaba 2 fidan icin 5 YTL yatirarak bu yardimi basariyla sonuclandirabilirler. Simdi edindigimiz bir baska bilgiye gore her birimizin gunluk oksijen ihtiyaci 500 gram bu yillik yaklasik olarak 182.5 kg oksijen yapiyor simdi burdan yola devam ederek yurdum insaninin sen ve gereksiz ben de dahil olmak uzere 1 yil icerisinde toplam 14,640,000 ton oksijene ihtiyaci oldugu sonucuna varabiliriz bu bize neyi gosterir?... Sictigimizi... Zamaninda bu islemden daha ileriye gidemeyecek kadar fazla TV izlemis olabilirim, affedin...
Alternatif sonuc: Herkes bilgisayarindaki porno film sayisi kadar agac dikerse eger yillik oksijen ihtiyacimizi karsilayabiliriz belki...