
"Tu parles anglais?"
Dalga mi geciyorsun kardesim diye bagiriyorum tabi İngilizce, yurdum insani tepkileri hayli zor olsa da baska bir dilde deniyorum elimden geleni… Gulerek yaklasiyor bu sefer Bordeauxlu insan bana ne istiyormusum, soruyor. Talence diyorum nasil gidilir? Gidilmez diyor, yurunmez oraya kadar. Imkansiz. Olur mu kardesim imkansiz insanlar zamaninda Orta Asya’dan bugunku Finlandiya’ya kadar yurumusler imkansizi mi var bunun aradan okyanus mu geciyor, teroristler yolu mu kesmis?! N’apicam o zaman?
Tamam Victoire’a nasil cikarim?
Yanlis yoldasin soyle soyle gideceksin oraya… (Sehri daha iyi ogrendikten sonra fark ediyorum, adam oyle bir zirvalamis ki! Yasamaya deger sekilde kaybolmusum iyiden iyiye…)
Tamam diyorum merci, bonne nuit. Dogrusunu ben biliyorum ya sasmiyorum yoldan biraz onun dedigiyle karisik bir seyler hazirliyorum ortaya, ikinci soldan sapiyorum. Az ilerde 4 genc… 1 kiz, 3 erkek takiliyorlar bizim Taksim gencleri gibi, egleniyorlar… Sesleniyorum…
Baksaniza! Tu parles anglais? Kayboldugumu anlar gibi, “Evet, gel nereye gitmen gerek” diye soruyorlar. Talence? Ya da Victoire? Buradan kurtulsam yeter simdilik… Bizi takip et diyorlar 2’serli guruplara ayriliyorlar birden. Ikisi sagdan baska sokaga sapiyor ve varliklarini unuttugumuz an sicriyorlar yolun ortasina “Puitan puitan!!!” Bagiriyoruz gurupca karsilikli guluyoruz sonra uzun uzun… Bizim genclerden biri gecen ay Turkiye’deymis. Istanbul’a bayilmis digerleri de gormek istiyorlarmis… Ben de yine ayni hikaye: 2 yila evim olacak Istanbul’da gencler gelin davetlisiniz Istanbul’a! Sozler veriliyor ardindan bir faturanin arkasina sehirde canli rock muzik yapilan barlarin listesi hazirlaniyor istegim uzerine. Yurumeye devam… Siz n’aparsiniz? Biz Bordeaux’nun en iyi insanlariyiz diyorlar dalga geciyorlar ama haklari var hatta tum Fransa’nin en muhtesem 4’lusu duruyor karsimda! Fransizlar diyorlar, bizim halkimiz giciktir yol gostermezler, Ingilizce konusmazlar (sonradan anliyorum konusmazlar degil, konusamazlar dogrusu), kendilerini bir halt sanirlar ama degildirler diyorlar sonra ekliyorlar, yazik! Hukuk okuyormus 3’u! Vay be helal size! Sonra duruyoruz: “Eee niye durduk?” Elemanlardan birinin arabasi burada park edilmis. Gel diyor seni ben goturecegim kaldigin yere onlar yola devam edecek biraz daha… Gokten inme herhalde bu cocuklar diyorum yine kendi kendime, fazla iyiler… Yurda kadar sag salim geliyorum sonunda hem de dikiz aynasina asili gecen yilin anilarindan biriyle: Plastik eldiven! Basliyorum gulmeye, n’oluyor niye guluyorum… Arkadasimin bombos dolabinda ici suyla dolu dondurulmus pilsiz vibrator kivamina gelen bir eldiven vardi diyorum sabaha kadar gulmustuk, o da guluyor benimle katila katila… Sonra Istanbul diyoruz, Fransa diyoruz, okyanusmus, deniz anasiymis bunlarin sozde pembesi moru oluyormus buralarda diye ogrenirken variyoruz yurda.
Merci boucoup kardes senden iyisi yok!
Haydi bonne nuit Bordeaux…


